<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="wordpress/2.2.1" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>Kapan Makaleler - Kalkandere  Köşe Yazıları ve Yazarları</title>
	<link>http://makale.kalkandereliyiz.biz</link>
	<description>Köşe Yazarları ve Yazıları - Kalkandere</description>
	<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 19:40:10 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.2.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>BU OYUNDAN HABERİNİZ VARMI?</title>
		<link>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/bu-oyundan-haberiniz-varmi/</link>
		<comments>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/bu-oyundan-haberiniz-varmi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 19:40:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mehmet fazlı akgün</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Güncel Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/bu-oyundan-haberiniz-varmi/</guid>
		<description><![CDATA[Son yıllarda İslamiyet ve Müslümanlara yönelik çeşitli yollarla yapılan provokasyon amaçlı eylemlere bir yenisi de internet üzerinden oynanan bilgisayar oyunuyla eklendi.İngiltere’deki Müslümanların sert tepkisini çeken ‘Müslüman Katliamı’ adlı oyunda ‘İslam ile savaş’ misyonuyla yüklenmiş bir “Amerikan kahramanı”, Ortadoğu’ya paraşütle inerek Arapları öldürmeye başlıyor. Oyunun ilerleyen bölümlerinde Cenab-ı Hakk ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed “hedef” olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda İslamiyet ve Müslümanlara yönelik çeşitli yollarla yapılan provokasyon amaçlı eylemlere bir yenisi de internet üzerinden oynanan bilgisayar oyunuyla eklendi.İngiltere’deki Müslümanların sert tepkisini çeken ‘Müslüman Katliamı’ adlı oyunda ‘İslam ile savaş’ misyonuyla yüklenmiş bir “Amerikan kahramanı”, Ortadoğu’ya paraşütle inerek Arapları öldürmeye başlıyor. Oyunun ilerleyen bölümlerinde Cenab-ı Hakk ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed “hedef” olarak gösteriliyor. Oyunun serbest çalışan Sigvatr takma adlı programcısı ise oyunu ‘eğlenceli’ olarak niteledi.</p>
<p>İngiltere’deki Müslüman gençlerin oluşturduğu Ramazan Vakfı, oyunu kınadı. Vakıf, yaptığı yazılı açıklamada, “Oyun, Ortadoğu’daki Müslümanların öldürülmesini övüyor. Müslümanlara karşı şiddeti körüklediği ve masum Müslümanları öldürmeyi meşru kılmaya çalıştığı için internet sağlayıcısının adım atarak bu hizmeti sayfalarından kaldırmasını istiyoruz. Hükümete mektup yazarak araştırma yapmasını ve sitenin kapatılması için adım atmasını istedik. Bu oyun bir hiciv değil Müslümanları şeytanlaştırma amacı güden bir oyun.” ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Ramazan Vakfı’nın başkanı Muhammed Safik, “Eğer tam tersi bir durum olsaydı ve oyunda İsrailliler ve Amerikalılar öldürülseydi, büyük gürültü kopardı.” diye konuştu. Oyun ilk olarak ocak ayında yayınlandı. Ancak son zamanlarda popülerlik kazandı.</p>
<p>HABERİ YORUMSUZ DİREK VERİYORUM YORUMU SİZ YAPIN!!!!!!</p>
<p>SAYGILARIMLA</p>
<p>MEHMET FAZLI AKGÜN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/bu-oyundan-haberiniz-varmi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bölgemiz ve Sorunları Bölüm 1</title>
		<link>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/bolgemiz-ve-sorunlari-bolum-1/</link>
		<comments>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/bolgemiz-ve-sorunlari-bolum-1/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 15:49:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sefa Sekin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<category><![CDATA[Kalkandere]]></category>

		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/bolgemiz-ve-sorunlari-bolum-1/</guid>
		<description><![CDATA[ABDULLAH ANBAR: Ülkemizin önemli problemlerinden biri de “göç”, Rize de çok göç veren bir ilimiz. TUİK’in verilerine göre yıllar geçtikçe az dahi olsa Rize’nin göç verme oranında bir azalma var. Bu durum size ne kadar gerçekçi geliyor? Ayrıca bu Rize veya benzer istatistiklere sahip illerin geliştiği manasına mı geliyor?
Yrd. Doç. Dr. SEFA SEKİN:  Türkiye’de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ABDULLAH ANBAR: Ülkemizin önemli problemlerinden biri de “göç”, Rize de çok göç veren bir ilimiz. TUİK’in verilerine göre yıllar geçtikçe az dahi olsa Rize’nin göç verme oranında bir azalma var. Bu durum size ne kadar gerçekçi geliyor? Ayrıca bu Rize veya benzer istatistiklere sahip illerin geliştiği manasına mı geliyor?</p>
<p>Yrd. Doç. Dr. SEFA SEKİN:  Türkiye’de sanayileşmeye bağlı olarak öncelikle bir kentleşme olgusu başladı. Türkiye’nin kentleşme olgusu sanayileşmenin önünde. Tüm dünyada sanayileşmeye paralel bir kentleşme görünürken bizde sanayileşmeden daha hızlı bir kentleşme var. Yolların açılmasının da bunda önemli bir rolü olmuştur. Bugün çok hızlı bir göç yaşanıyor.  Nereden? Anadolu’dan. Özellikle İstanbul başta olmak üzere Ankara İzmir gibi kentlerimize… Kuzey Doğu Anadolu, Kars, Erzurum, Ağrı, Doğu Karadeniz kentleri; Giresun’u Rize’si Trabzon’u, bunlarda çok göç veren kentlerimiz arsında. TUİK’in verilerine gelince, azaldı ifadesi acaba oransal olarak bir azalma mı, sayılsal olarak mı onu bilemiyorum. Göç ile büyük ölçüde dinamik nüfusunu büyük kentlere göndermiş bir kentin geride kalan nüfusu tekrar artıp büyük kentlere gönderecektir. Buda ne kadar bir artış bununda ne kadarı göç bunu detaylı olarak bilmiyorum. Eğer veriler doğruysa bu olumlu bir şey.  Çünkü hızlı göç esas sorunu kentlerde daha çok çıkarıyor. Burada bu göçün nedenlerinden esas önemlisi, bu insanlar neden doğduğu yerde durmayıp göç ediyor çünkü doymuyor. Ana neden bu. Başka faktörlerde sayabiliriz, evet kan davaları deriz sosyal yaşamın cazibesi deriz ama ana unsur insanlar doymuyor.</p>
<p>ABDULLAH ANBAR: Bu soruna büyük şehir hayalini de ekleyebilir miyiz?<br />
Yrd. Doç. Dr. SEFA SEKİN:  Temelde açlık, işsizlik, yani insanlar karınlarını doyurmak çabası içindeler. Dolayısıyla doymayan bir kentin nüfusu göç ediyorsa bunun sebeplerine bakmamız lazım. Bir, insanlarımız mesleksiz, bulursa iş, yapıyor bulamazsa oturuyor. Rutin bir işi yok, düzenli bir işi yok. Bilim devleti dediğimiz devletlerde, toplumun büyük çoğunluğu eğitilirken bir meslek sahibi yapılıyor.  Bu meslek sahibi insanlar mesleğini icra ettiği için rutin bir işi var geliri var. Bizde böyle değil. Var olan tarım hayvancılık gibi vs. şeylerde belli. Bir ailenin diyelim 3-4 dönüm çayı varsa o aileye yetiyor ama ordan doğan çocuklara yetmiyor. Eğer bir de meslek sahibi değillerse ister istemez onlar da karnını doyuracak yer arıyor. Burada ki ana sorun belli, yeni nesli meslek sahibi yapamamak ve bunların kendi doğduğu yerde iş-güç sahibi olarak bir şey üretimine yöneltememek.  Sorunumuz bu, çözümü de belli. Gençliği meslek sahibi yapmak ve kendi doğduğu yerde göçü düşündürmeden onlara bir gelir temin etmemiz gerekiyor. Buna göre eğitim sistemimizi düzenlememiz ve buna göre de alt yapı sistemi oluşturmamız gerekiyor. Tabi oranın imkânlarını da devreye koyarak bu yapılmalı. Mesela bugün Rize çevresinin yeraltı kaynakları var. Bu yer altı kaynakları devreye konulabilir. Rize’nin kendine özgü tarım ürünleri var. Bu tarım ürünleri düzenlenebilir. Yenileri ilave edilebilir. Yani alternatif şeyler ortaya konulması lazım. Bakır yataklarının rezervleri var bunlar genişletilebilir. Tabi bunlarda yeterli değil sadece buna da bağlanmaya gerek yok. Rize’nin denizi ile balıkçılık ürünleriyle de kendine özgü tarım ürünleriyle de olaya bakmak gerekiyor.</p>
<p>ABDULLAH ANBAR: Rize’ye özellikle Mesut yılmaz döneminde  bir çok yatırım yapıldı, sizce bunlar göçün azalması ve Rize’nin gelişmesi açısından faydalı olabilmiş midir?<br />
Yrd. Doç. Dr. SEFA SEKİN:  Şimdi, Mesut Yılmaz zamanında çok para aktarıldı deniyor ama o Karadeniz Sahil Yolu dışında neye çivi çakıldı ne var ortada bilmiyorum yani. Bir o var bir de benim bildiğim Batum’daki hava alanı projesi vardı. Bunun dışında bir fabrika yada başka bir şey bilmiyorum hatırlamıyorum yani var mı istihdam oluşturabilecek bir şey. Dolayısıyla bunların göçü engelleyebilecek bir yatırım yapıldığını düşünmüyorum.</p>
<p>ABDULLAH ANBAR:  Rize-Erzurum arasında bir tünel yapılarak hem ulaşımın kolaylığı sağlanıp, hem de Rize ekonomisine katkıda bulunması şeklinde konuşmalar geçiyor halk arasında. Aynı zamanda resmi mercilere bildirildiği fakat olumsuz yanıt alındığı söylenen, Karadeniz sahilinden yurt dışına gitmesi planlanan bir tren yolu projesi vardı. Sizce bunların yapılmaması (özellikle tren yolu) neden acaba? Düşünüldüğü gibi faydalı olmayacağı mı yoksa burada da birilerinin maddi çıkarları mı incinmiştir acaba?<br />
Yrd. Doç. Dr. SEFA SEKİN:  İki aşamalı bir soru.  İlki bir tünelle Erzurum’la birleşmesi. Tabi buraya iki yoldan gitmek mümkün, ya Artvin’e Ardeşen üzerinden çıkacaksın, Yusufeli’nden ineceksin. Bir yol bu ve bayağı zor bir yol. İkincisi Trabzon üzerinden Zigana’dan gideceksin. Mescid dağlarının ve Kaçkar dağlarının altına bir tünel açıp o tarafa geçmek mümkün. Bugünün imkanlarıyla da mümkün bu yapılabilir. Yapılmalıdır da. Çünkü doğuyu, yani hakikaten Erzurum’u merkez alırsan buradan bir tünele dayalı ulaşım sistemi fevkalade olur. Ama ekonomik olur mu? Esas önemli olan bu? Yani bu yatırım ne kadar bir sürede kendini (bir işletme gözüyle baktığımızda) amorte edebilir? Yada böyle mi bakmalıyız? Yoksa devlet her zaman her şeye ekonomik bakamaması lazım diye de düşünülebilir. Erzurum’la böyle bir bağlantı kesinlikle Rize’ye bir şeyler getirir.  Ama ülke ekonomisinin geneli için ekonomik olur mu? Çok cazip bir şey olsaydı özel sektör devreye girerdi diye düşünüyorum demek ki çok cazip bir şey değil ekonomik açıdan. Tren yolu meselesine gelirsek, esasen  bizim Gürcistan’a uzanan bir projemiz var. Bu proje acaba Rize üzerinden Batum’a, Batum üzerinden olabilir mi diye düşünülebilir. Tren yolu maalesef Türkiye’de çok fazla geliştirilmemiştir. Bugün Türkiye’nin yaklaşık 10 bin km civarında bir tren yolu var istatistiklere baktığımız zaman der ki, 4000 km den fazlası Osmanlı dönemine aittir. Ama kaç km olduğunu söylenmez net olarak. 10. yıl marşı, demir ağlarla ördük vatanı falan deriz. Ama bugün Türkiye hala ilkel bir demir yolu taşımacılığı yapıyor.  Bu anlamda demir yolu taşımacılığının, ipek yolu diyelim biz adına. İpek yolu bağlantılı, Batum’dan, Tiflis’e, Hazar üzerinden Orta Asya’ya açılan böyle bir kapı, stratejik açıdan da çok önemlidir. Böyle bir demir yolunu, İstanbul’dan  Avrupa’yla bağlantı  içinde düşündüğümüzde fevkalade bir şey olur. Ama İran üzerinden böyle bir proje zaten var. İran üzerinden olan proje daha ön planda olacağı için, bu sadece Türkiye, Gürcistan, Türkmenistan, Hazar üzerinden ikinci bir alternatif olarak düşünülebilir. Böyle bir şeyin maliyetinin hesabı yapılmış mıdır bilemiyorum. Ne getirip ne götüreceği yani. Çünkü yan taraftaki ülke Gürcistan 5 milyonluk bir ülke netice itibariyle. Demir yolu Rize’den itibaren kurulmak istendiğinde buraların eğilim şartlarını da düşünmek lazım. Çünkü demir yolu binde bir eğilimle (belirli bir eğim değerin içinde) ancak mümkün. Dolayısıyla bu bölgede maliyeti çok yüksek olabilir. Tüneller vs…. Bu da  bölgenin coğrafyası açısından, ister Erzurum olarak düşünün ister demiryolu olarak düşünün, hep maliyeti karşımıza çıkarıyor. Bu maliyet bu yatırımı buradan ne kadar sürede karşılayabilir çok ekonomik olmasa gerek ki bugüne kadar bir şey yapılmadı. Daha sonrası için belki ekonomik şartlar da değiştikçe gündeme gelebilir.</p>
<p>ABDULLAH ANBAR:  Bir de şu var. Sahil  yolu projesi 2000 yılında bitirileceği söyleniyordu. Ancak hala daha bitirilmeyen bölümleri var?<br />
Yrd. Doç. Dr. SEFA SEKİN:  Bir yerden başlanmalı diyorsunuz ama başlanması içinde, devlet içinde adı konulup kalkınma planı içinde programa alınması bütçeye karşılık paranın da verilmesi lazım ki olsun. Öbür türlü şantiye olarak kalır ki nitekim Türkiye’de böyle artık çok şeylerimiz var. Oda bir artık yatırım olarak kalır ve bir manası olmaz yani.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/bolgemiz-ve-sorunlari-bolum-1/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hemşerilerimle Hasbihal</title>
		<link>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/hemserilerimle-hasbihal/</link>
		<comments>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/hemserilerimle-hasbihal/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 15:44:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemil Bilgin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/hemserilerimle-hasbihal/</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili dostlar hasbıhalimize 2007 yılını değerlendirirken 2008&#8242;in ilk günlerinde hain PKK’nın Diyarbakır &#8216;da ki kanlı eylemini lanetleyerek başlamak istiyorum. Şehitlerimize Allahtan rahmet, yakınlarına sabır, yaralılara acil şifalar dilerim.
2007 yılında Rize ve ilçelerinde neler olduğunu aktarmaktansa Kalkandere deki olanları değerlendirip çaydanlığımıza koyup pişirip sizlere sunmaya çalışacağım. 2007 yılında bir seçim ve bir referandum oldu. İlçemize ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili dostlar hasbıhalimize 2007 yılını değerlendirirken 2008&#8242;in ilk günlerinde hain PKK’nın Diyarbakır &#8216;da ki kanlı eylemini lanetleyerek başlamak istiyorum. Şehitlerimize Allahtan rahmet, yakınlarına sabır, yaralılara acil şifalar dilerim.<br />
2007 yılında Rize ve ilçelerinde neler olduğunu aktarmaktansa Kalkandere deki olanları değerlendirip çaydanlığımıza koyup pişirip sizlere sunmaya çalışacağım. 2007 yılında bir seçim ve bir referandum oldu. İlçemize ne kattığını ilerde ilçemize neler getireceğini hep birlikte göreceğiz. Yaklaşan yerel seçimlerin ilçemiz için en hayırlısını diliyorum. Bu yaz tekrarlanan geleneksel çay festivalimizin,  ilçemizin adını tüm Türkiye’ye ve dünyaya duyurma acısından son derece faydalı geçtiğini belirtmek isterim. Tanıtmak için güzel bir olay olduğunu fakat acilen ilçemiz için şu ana yetersiz olan olan İlköğretim okulumuzuza ek bir okulda yapıması için de festivalin yapılmasa emeği geçen ve Kalkandere için kenetlenen derneğimizin ve zenginlerimizin kolları sıvamasını ve bir kampanya başlatılmasını bekliyoruz. Umarım bu yıl içerisinde ilk adımlar atılır.<br />
Değerli site ziyaretçileri ve yazı dostlarımız,  ben ve arkadaşlarımın da içinde bulunduğu Kalkandere Doğa Sporları(KALDOĞA) Derneği elimizde olmayan imkanlar nedeniyle temelini yıllar önce attığımız Motor Şov&#8217;a maddi yetersizlik nedeni ile bu yıl veda etmek zorunda kaldık. Umarım ileriki yıllarda KALDOĞA olarak hizmetlerimize devam ederiz.<br />
KALDOĞA olarak başlatmış olduğumuz Kalaputama&#8217;da rafting kupalarına valiliğimiz bünyesinde Beden Terbiyesi İl Müdürlüğü devam ettirmektedir. Üzülerek belirtmeliyim ki bu organizasyona İyidere-İkizdere güzergâhı olarak geçmekte. Hurmalık köyünü de İkizdere’nin köyü olarak belirtiyorlar, oysa bilmeyenler öğrensin Hurmalık köyü Kalkandere ilçemizin şirin bir köyüdür. Ordaki vatandaşlarda canımız kardeşimizdirler çünkü Kalkandereliler Rafting yarışları Hurmalık köyü sağlık ocağının önünden başlayıp Aksu mah. belediye parkında bitmektedir. Kupa törenleri de Kalkandere belediye parkında yapılırken orda yetkililerin yaptığı açıklamada “ İkizdere vadisi” ni kullanmaları esef vericidir. Başka bir hata ise Kalkandere bölgesinde bir etkinlik yapılırken ilçe kaymakamlığı ve belediye ve ilçe basınına haber verilmeyişi başka bir yalanışlığı beraberinde getirmektedir. İkizdere vadisi İkizdere&#8217;nin içinden yukarı olan kısımdır. Yaz döneminde yapılacak valilik kupasında bunlara dikkat edilmesini temenni ederiz.<br />
2007 yılında istenmeyen olaylardan birisi ise, yeni yapılan Şaban CENGİZ Merkez Hastanesinde 112 ilk yardım sağlık ekibinin kurulması yeterince ambülânsın verilmesi ilçemizdeki sevindirici olaylardan birisidir. Kalkandere’ye böylesine güzel bir hastaneyi yaptıran CENGİZ ailesine de bu vesile ile bir Kalkandereli olarak teşekkürü bir borç bilirim.<br />
Rize cad. ve Girne cad. Mobese kameralarının yerleştirilmesi ile halkımızın daha güvenli bir ortamda yaşamını sürmesini sağlayacak olması da sevindirici bir olaydır. Belediye otobüslerinin ve taksi duraklarının özelleştirilmesi ile ilçemize sarı taksilerin gelmesine sebep olan kaymakamımız Aydın ABAK ve Belediye Başkanımız Nihat ÇOLAK&#8217; a teşekkürlerimizi bir borç biliriz.<br />
Karlı bir havada Kurban bayramını eda ederken yılbaşını da huzurlu bir şekilde geçirmiş olmanın mutluluğuyla 2008 yılının huzur, barış, ilçemize hizmet yılı olmasını mevlamızdan niyaz ederiz.<br />
Tüm dostlarımıza selam ve sevgilerle.<br />
Dostça kalın, hoşça kalın&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/hemserilerimle-hasbihal/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>OYUNCAK EŞEK BULDUM. ARTIK EŞEĞE GEREK KALMADI..</title>
		<link>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/oyuncak-esek-buldum-artik-esege-gerek-kalmadi/</link>
		<comments>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/oyuncak-esek-buldum-artik-esege-gerek-kalmadi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 15:18:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammet MARAP</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/oyuncak-esek-buldum-artik-esege-gerek-kalmadi/</guid>
		<description><![CDATA[     Baba, kızı ve küçük oğluyla pikniğe çıkarlar. Üçü de yorulmuşlardır. Küçük oğul babasına yorulduğunu ve artık kucakta taşınmak istediğini söyler ama yorgun baba bunu kabul etmek istemez. Çocuk ağlamaya başlar. Baba az zaman ister oğlundan ve yakındaki ağaçtan bir dal keser. Çakısın çıkarır dalın etrafını düzeltir.
Sonra da çocuğa der ki: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>     Baba, kızı ve küçük oğluyla pikniğe çıkarlar. Üçü de yorulmuşlardır. Küçük oğul babasına yorulduğunu ve artık kucakta taşınmak istediğini söyler ama yorgun baba bunu kabul etmek istemez. Çocuk ağlamaya başlar. Baba az zaman ister oğlundan ve yakındaki ağaçtan bir dal keser. Çakısın çıkarır dalın etrafını düzeltir.<br />
Sonra da çocuğa der ki: “-Oğlum bu gördüğün bir eşektir. Bunun üstüne binersen seni bir eşek taşıdığından artık yorulmazsın.” Çocuk teklifi kabul eder ve çubuk üzerinde öyle heyecanlı gider ki; annesinin yanına babasından önce varır.<br />
Hiç unutmuyoruz ki; mucit ruhlar ve vasıflı liderler çevrelerini mutlu ve başarılı etmenin bir yolunu mutlaka bulurlar.<br />
O çocuğu kucağına alıp götüren baba her işi kendi yapmaya kalkan yönetici gibi olurdu ve çok yorulurdu değil mi?<br />
O çocuğu ablasına taşıtmaya kalkan baba ise işi birilerine yükleyen ve yorulmadan geçinen bir yönetici gibi olmaz mıydı?<br />
Peki o ağaçtan kestiği dal ile çocuğa iki tane vursa, o çocuk ağlaya ağlaya  veya korka korka annesinin yanına varmaz mıydı? Bu tip baba da despot bir yönetici olmaz mıydı?<br />
Lider yapılması gereken işi en kısa yoldan, en ucuza, şartlara en uygun şekilde ve kimseyi kırmadan dökmeden yapabilendir. Lider, oyuncak eşeği her zaman bulur. Yönetici ise aradığı gerçek eşeği bulamadığı zaman onun eksikliğini kendisi doldurmaya çalışır.<br />
Aşağıdaki tabloda yönetici ile lider arasındaki bazı farkları inceleyelim. Dikkat kesilelim. Belki biraz hayret edelim. Ve tabloda anlatılan kişilerden çevremizde arayalım bulalım.</p>
<p>YÖNETİCİNİN ÖZELLİKLERİ 	</p>
<p>LİDERİN ÖZELLİKLERİ</p>
<p>Durumu idare eder. Üstleri üzmekten çok korkar</p>
<p>Durmadan yenilik yapar. Proje üretir. Üstlerinin kendisini beğenip beğenmemesiyle hiç ilgilenmez.</p>
<p>Sistemler ve kurallar üzerinde çalışır. Emreder. Emri yerine gelmezse yetkisini son noktasına kadar kullanır.</p>
<p>İnsan üzerinde çalışır ve emrindekileri mutlu etmenin bir yolunu mutlaka bulur. Başarının tamamını emrindekilere başarısızlığı kendisine taksim eder. Ve kendisi de mutlu olur.</p>
<p>Kontrol ve denetimi hiç ihmal etmez. Yakaladığı eksikliği anında hukuksal ve sosyolojik cezalarla düzeltmeye kalkar.</p>
<p>Güven ilham eder. Hissettirmeden denetler. Çaktırmadan uyarır. Kitabında ceza yazmaz.</p>
<p>“Kâr-zarar” veya “istatistik” odaklıdır. Patronu mutlu etmek için ya kârını şişirir ya da istatistiklere yalan konuşturarak reklâmını yapar. Ödül ve cezayı çok sever.</p>
<p>Gözü daima ufukları tarar. Emrindekilerin ve etkilenenlerin mutluluğundan başkası onu hiç ilgilendirmez. Ödül ve cezayla hiç ilgilenmez.</p>
<p>Statükoyu ve bürokrasiyi tüm ayrıntılarıyla uygular. Durmadan kayıt tutar.</p>
<p>Statükoya ve bürokrasiye meydan okur. Bu haliyle işine ne kadar devam edebileceğinin hesabını hiç yapmaz</p>
<p>Klasik “iyi bir askerdir”</p>
<p>Başına buyruk kişidir.</p>
<p>Her şeyi en iyi yaptığını ve en iyisini kendisinin bildiğini zannedecek kadar saftır. Bunun için danışmayı hiç sevmez. Danışsa da itibar etmez</p>
<p>“akıl akıldan üstündür” felsefesinden hareket eder ve danışmayı hiç ihmal etmez. Tüm kararlarını ortaklaşa alır.</p>
<p>İŞLERİ DOĞRU YAPAR</p>
<p>DOĞRU İŞLERİ YAPAR</p>
<p>Ne insanlar geçti gözünüzün önünden değil mi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/oyuncak-esek-buldum-artik-esege-gerek-kalmadi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KALKANDERE’DEN YILDA 30 DAHİ ÖĞRENCİ İSTER MİSİNİZ?</title>
		<link>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/kalkandere%e2%80%99den-yilda-30-dahi-ogrenci-ister-misiniz/</link>
		<comments>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/kalkandere%e2%80%99den-yilda-30-dahi-ogrenci-ister-misiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 15:18:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammet MARAP</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/kalkandere%e2%80%99den-yilda-30-dahi-ogrenci-ister-misiniz/</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’de Eğitim
            “Tasnif” çay imalatında çok kullanılır. Kalite kalite ayırmak demektir. Fiyatlandırmaları da farklı farklıdır. Bu iş sadece çay imalatında değil, iktisadi imalatın her alanında zaten kullanılmaktadır. Aynı işi dünya, eğitim-öğretimde de uygulamaktadır. Her ne kadar bazı eğitim bilimciler “karma eğitim esastır” deseler de, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de Eğitim<br />
            “Tasnif” çay imalatında çok kullanılır. Kalite kalite ayırmak demektir. Fiyatlandırmaları da farklı farklıdır. Bu iş sadece çay imalatında değil, iktisadi imalatın her alanında zaten kullanılmaktadır. Aynı işi dünya, eğitim-öğretimde de uygulamaktadır. Her ne kadar bazı eğitim bilimciler “karma eğitim esastır” deseler de, hiçbir ülkede bu tatbikatta uygulanmamaktadır. Türkiye’de ilköğretimi bitiren öğrenciler Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılmakta olan sınavlarla tasnif edilmektedir. En yüksek puanları alanlar burslarla ödüllendirilerek batılıların Türkiye’de açmış olduğu (amaçlarının sömürü olduğunu iddia edilen) kolejlere yerleşmektedirler. Sonra sırayla büyük şehirlerin fen liseleri en iyileri almaktadır. Sonra puanları az düşük olanlar Anadolu Öğretmen Liselerine… Anadolu Öğretmen Liselerine.. Sosyal bilimler Liselerine…Anadolu Liselerine…. Meslek liselerine gitmektedirler. Bu sınavlarla sıralamaya giremeyenler veya bu sıralamalardan kaçınan öğrenci grupları ise diğer liselere gitmektedirler.<br />
            Durum öğrenci tasnifi ile de sınırlı tutulmaz,  anlatılan okulların öğretmenleri de sınava tabi tutulur. (Ölçüsü objektif midir bilmem ama) yönetim en iyi bulduğu öğretmenleri seçkin liselerde görevlendirir. Sorunlu olduğunu düşündüklerini ve başarılı bulmadıklarını da küçük okullara ve taşra okullarına ya re’sen görevlendirir ya da sürgün eder.<br />
            “Karma eğitim esas” ise bu sınıflandırma niye? sorusunu kimseye sormayacağız. Bu sistemi de yargılamak görevimiz değil. Eğitim bilimcilere ve yetkililere işin bilim yönünü bırakacağız. Şimdilik yaptığımız bir vakıayı sizinle paylaşmaktan ibarettir. Amacımız kesinlikle eleştiri veya övgü değildir.<br />
Kalkandere’de Eğitim<br />
            Bizim işimiz şimdilik Kalkandere’yi eğitim sahasında nasıl lider yapabileceğimizin düşünce deparlarıdır. Bunun için neler yapılacağının hayalini kurmaktır. Uygulama sahasına girip girmeyeceği, birilerinin beğenip beğenmeyeceğiyle de ilgilenmiyoruz. Ama katiyen bilinmelidir ki; mevcut verilerle değerlendirme yapacak olursak bunun dışındaki çalışmaların realite taşımadığını Kalkandere’deki eğitim gönüllüleri ve Kalkandereliler yaşamaktadırlar ve de iyi bilmektedirler.<br />
Proje Nedir?<br />
            İlçenin tüm ilköğretim okullarında;<br />
            4. sınıflardan 8. sınıflara kadar toplam 12 şer şube vardır. Her şubenin en iyi 2 öğrencisini alırsak;<br />
            4. sınıf için 24 yıldız öğrenci elde ederiz.<br />
            5. sınıf için 24 yıldız öğrenci elde ederiz.<br />
            6. sınıf için 24 yıldız öğrenci elde ederiz.<br />
            7. sınıf için 24 yıldız öğrenci elde ederiz.<br />
            8. sınıf için 24 yıldız öğrenci elde ederiz.<br />
            Bu 2 öğrenci minimum mantığından hareketle alınmıştır. Öyle sınıflar vardır ki 8 tane süper öğrenci verebilir. Bu öğrenciler seviyelerine uygun her bilimsel çalışmayı yapılabilecek sıra dışı öğrencilerdir.<br />
            Bu durumda elimizde Kalkandere’nin en iyi 120 öğrencisi vardır. (Bu rakam 200-300 arası çok rahat çıkabilir. Ama biz minimum üzerinden değerlendiriyoruz)<br />
            Hiçbir dershane veya özel eğitim veren okul bu nitelikteki öğrencileri bir araya getiremez.<br />
            Bu öğrenciler hafta içi kendi okullarındaki eğitim-öğretim faaliyetlerini aksatmayacak, okullarına devam edecekler. Mesai saatleri dışında, yani akşamları veya Cumartesi Pazar günleri bu projenin öğrencileri olacak. Bu yıldızlar şekçin eğitime tabi tutulacak.</p>
<p>Proje nerde uygulanacak?</p>
<p>            Proje Kalkandere İmam Hatip Lisesi binasında gerçekleştirilecek. Çünkü; bu okulun son katı orta öğretim öğrenci pansiyonudur ve 24 saat kaloriferi yanmaktadır. Alt katları ise derslik ve idare odalarından müteşekkildir. Projeksiyon araçlı büyük bir konferans salonu vardır. Bilgisayar laboratuarı vardır. Fen ve teknolojik deneylerin yapılacağı mekân da oluşturulabilir. Ayrıca şehrin dışındadır ve geniş bir bahçesi vardır.<br />
Öğretmenleri nereden bulunacak nasıl çalışacaklar?</p>
<p>            İlçemizdeki öğretmen kadrosu içinden yeterli sayıda ve nitelikte bu proje için öğretmenimiz vardır. İstenmesi ve gönüllü öğretmen çıkması halinde 5 komşu ilçe ve Rize merkezden de destek alınabilir. Bu öğretmenler (buradan anlatılması yanlış anlaşılabilecek metodlarla) eğitim sevdalısı insanlar olarak istihdam edilecek. Bir öğretmenin devam edip etmemesine proje sorumluları, öğrenciler ve diğer öğretmenler karar verecek. Öğretmen kendi görev alanıyla ilgili bakanlığının müfredatını didik didik öğrencilerine özümsettirecek. Dipnotlara ve kitaplarda anlatılmayan tüm ayrıntılarına kadar her şeyi zaman ve mekân gözetmeksizin öğrencilerine takdim edecek. Öğretmen ve öğrenci arası telefon ve bilgisayar bağı daima kurulu olacak. Bu haberleşmelerde öğrenci ve öğretmene maddi yük getirilemeyecek. Öğretmenler bu fedakârlığı yapmaya karar verecek ve karşılığında herhangi bir beklenti içine girmeyecek kadar kendini unutacak, zamanını burada harcarken aşk ve heyecan duyacak bir topluluk olacaktır. Diğer ifade ile öğretmenlerin bu durumu ilgililerce tetiklenecek ve motivasyon bozucu dış etkenlerden korunacak.</p>
<p>Köylerden gelecek öğrencilerin ulaşım ve yemek sorunları nasıl çözülecek?</p>
<p>            Proje koordinatörlerince ilgili hatlara araç temin edilecek ve yemek ihtiyaçlarının okul yemekhanesinde karşılanması temin edilecek. Bunun için yemeği pişirecek ve temizliğini yapacak kişi memnun edilecek. Yemek için malzeme ve masraf okula yük edilmeyecek. (ulaşım bazı köylerde senede 3-5 gün kar nedeniyle aksayabilir. Bu mühim bir kayıp değildir.)</p>
<p>Masrafları kim karşılayacak?<br />
            Çalışmalara her öğretmen için  Halk Eğitim Merkezi tarafından haftada 56 YTL ödenebilir yasal dayanak vardır. Ayrıca resmi ve gayri resmi kanallarla maddi yönden proje desteklenebilir. Bu durumu iyice kavramış Kalkandere’de yaşamayan ekonomik durumu iyi olan Kalkandereliler ve eğitim gönüllüleri ayrıca destek vereceklerdir. Zaten Kalkandere vakfı ve derneği Kalkandere festivali veya sair etkinliklere yılda 50-60 bin YTL harcadıkları malumdur. Bu bilgiler ışığında değerlendirme yaparsak projenin ekonomik sıkıntı yaşamayacağı açıktır.</p>
<p>Proje çalışırsa Kalkandere’nin kazancı ne olacaktır?</p>
<p>   1. Eğitim- Öğretim zaten haftada 5 gün okullarda devam edeceğinden bu çocuklar Türkiye’deki her öğrencinin yararlandığından zaten yararlanacak. Bu çalışma ile seçilmiş yıldızların hafta sonları ve akşamları da planlanarak birer bilim adamı adayı olacaklardır. Öğrenmesi gerekenleri fazlasıyla öğreneceklerdir. Seçilmiş oldukları için her öğretmen dersinin bütün ayrıntılarını herhangi bir engele takılmadan öğretebileceklerdir.<br />
   2. Bu öğrenciler, rehber öğretmen ve proje sorumlularınca daima kontrol edilerek bir arkadaş gibi yaşayacak ve onlara sürekli büyük insan olacaklarının ve Türkiye’yi yöneteceklerinin, seçkin olduklarının bilinç aşılamasını yapacak ve buna çocukları da inandıracaktır. Motivasyon ve hedefe kilitlenme çocukların çalışma azmini tetikleyecek ve başarı kendiliğinden akıp gelecektir.</p>
<p>Sonuç olarak;</p>
<p>            Kalkandere’den her yıl en az 30 dahi çocuk yetişecek ve ilkleri Kalkandere’ye yaşatacak. Her girdikleri sınavda ilk sıralar bunların olacak. İstedikleri liseyi kazanabilecek her  yıl 30 çocuğumuz olacak. Bu projenin devamı olarak bir yıl sonra lise bazında da devam edeceğinden 3-5 yıl sonra her yıl istediği üniversiteyi kazanacak 30 öğrencimiz olacak. Malumdur ki şu anda ilçemizde istediği liseyi ve üniversiteyi kazanan sadece istisna öğrenciler vardır. (3-5 yıl sonrasının planının şimdi yapılıp 5 sene beklemeye zamanımız olmaz diyenler çıkacaktır. Ama onlar 30-40 sene önce de aynı kanaatteydiler)<br />
            Bu çalışma zamanla ilçemizde, ilimizde ve ülkemizde gündem olacaktır. Dolayısıyla bu guruba çocuğunu verebilmek için çevre ilçelerden ve il merkezinden aşırı talep gelecek ve göç alan bir mekân olunacaktır. Çocuğunu okutmak için Kalkandere’den gidenler, çocuğunu okutmak için Kalkandere’ye döneceklerdir. (Tabii şartları projeye kabul edilebilecek nitelikte ise)</p>
<p>Not: Burada yıllardır hayalini kurduğum ve rüyalarıma giren çalışmanın sadece ana hatları verilmiştir. Vurgulanmamış ayrıntıları ve diğer konuları istişare etmek isteyen Kalkandere’de yaşamayan ilgililerle önce e-mail ile kendilerini tanıştırmak şartıyla MSN ortamında fikir alışverişinde bulunulacaktır.  m.marap@hotmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/kalkandere%e2%80%99den-yilda-30-dahi-ogrenci-ister-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DEVRİM İSYAN ETMESİN</title>
		<link>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/devrim-isyan-etmesin/</link>
		<comments>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/devrim-isyan-etmesin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 15:17:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammet MARAP</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/devrim-isyan-etmesin/</guid>
		<description><![CDATA[ İğneli sorularıyla hafızamda kalmış eski bir öğrencim yakaladı beni. Şu çıkarılması muhtemel başörtüsü kanunu ile ilgili tartışmanın sırrını sordu. Politikayı sevmediğimi söyleyip başka havadisleri sormaya kalktıysam da Devrim’i ikna edemedim. “hani demokrasi kurallar ve görevler rejimidir. Her kurum kanunların verdiği görevi yapınca takır takır ebediyete kadar işler dememiş miydin?” diye takılarak muhabbete girmesin mi?
 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> İğneli sorularıyla hafızamda kalmış eski bir öğrencim yakaladı beni. Şu çıkarılması muhtemel başörtüsü kanunu ile ilgili tartışmanın sırrını sordu. Politikayı sevmediğimi söyleyip başka havadisleri sormaya kalktıysam da Devrim’i ikna edemedim. “hani demokrasi kurallar ve görevler rejimidir. Her kurum kanunların verdiği görevi yapınca takır takır ebediyete kadar işler dememiş miydin?” diye takılarak muhabbete girmesin mi?<br />
            “hocam sen bana şu kurumların kurallarını ve görevlerini bir anlat da politikasını bana bırak.” diyerek beni tahrik etmesi işe yaradı onun adına.  Devrimcim bu kurumların görevlerini akşam sana internetten atsam olur mu? dedim ve anlaşma sağlandı.<br />
            İlgili kanunları yatırdım masaya ve sadece kurumların asli görevlerini bir daha derleyip, uzun uzun düşündüm. Akşam Devrim’le yazışacağım ya. Hazırlıksız yakalanmamak için. Şimdi sizlerle bu yazışmayı paylaşacağım.</p>
<p>DEVRİM:<br />
            Hocam iyi geceler. Diyorum sırayla şu kurumların görevlerini bir yazıversen.<br />
M.MARAP:<br />
            İyi geceler Devrim. Ben kısaca özetleyeyim sana.<br />
            TBMM’NİN GÖREVİ: Anayasanın 87. maddesine göre; Anayasa yapmak. Kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmaktır.<br />
            ANAYASA MAHKEMESİNİN GÖREVLERİ: TBMM’nin hazırladığı kanunların anayasaya uygunluğunu denetler ve uygun bulmadığı durumlarda çıkarılan kanunları iptal eder. Ancak anayasa değişikliklerini içeren TBMM kararlarını inceleyip onaylayıp veya reddedemez. Anayasa değişikliklerini sadece usul yönünden inceler.<br />
            DANIŞTAY’IN GÖREVİ: Danıştay kanununun 23. maddesine göre; idari ve vergi mahkemelerinin verdiği kararları inceler ve “onar veya reddeder.” Başbakanlık veya bakanlar kurulunun kanun teklifini inceler ve görüşünü bildirir. Cumhurbaşkanı veya başbakanın gönderdiği işlerle ilgili görüşlerini bildirir. TC kanunlarını verdiği görevleri yerine getirir.<br />
            YARGITAYIN GÖREVLERİ: Yargıtay kanununun 13. maddesine göre; Adliye mahkemelerinin verdiği kararları inceler onar veya reddeder. Kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar. Kanunların verdiği diğer işleri yapar.<br />
DEVRİM:<br />
            E hocam bu duruma göre bir ihtilaflı durum göremiyorum ben. Kanunları meclis yapıyorsa ve bu kanunları kimin nasıl değerlendireceği açıkça belliyse, bu büyük adamlar birbirlerine niye meydan okurlar. Bu kurumların tamamının görevlerini TBMM belirliyorsa o zaman neyi paylaşamıyorlar ki?<br />
M.MARAP:<br />
            Demiştim Devrim yorum yapmayacağım.<br />
DEVRİM:<br />
            Tamam, hocam yorum yapma. Ama bir şey söyleyeceğim izninle. Bu anlattıkların kanun veya anayasa maddeleri ise bunu o büyük adamlar benim okuyup anlayabildiğim kadar anlayabilirler. Bu durumda da komik duruma düşmemek için böyle meydanlarda bağırmazlar. Bunların bağırmalarının mutlaka bir dayanağı olmalı değil mi? Yoksa bilmediğimiz veya senin de söylemediğin bir şeyler mi var? Hani demez miydin sınıfta yüksek sesinle; “ Çocuklar, Atatürk öğretmenlere seslenirken ‘Cumhuriyet sizden fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller ister’ diyerek demokrasiyi tanımlamaktadır.” diye. O zaman bizden saklananlar mı var? Hür olmama durumu hissediyorum ben.<br />
M.MARAP:<br />
            İyi geceler Devrim!<br />
DEVRİM:<br />
İyi geceler hocam ama kafamı tamamen karıştırdın. Hani hatırlar mısın takvim çeşitlerini anlatıyordun bize bir gün. “Miladi takvimin başlangıcı Hz. İsa’nın doğumuyla başlar. Hicri takvim ise Hz. Muhammet’in Mekke’den Medine’ye göç ettiği zamanla başlar.” demiştin.<br />
M.MARAP:<br />
Evet hatırlıyorum.<br />
DEVRİM:<br />
            Hani uzun uzun haçlı seferlerini de yeni anlatmıştın. “Hıristiyanların bu seferleri bitmedi ve de bitmeyecek. Hazırlıksız yakalanmayın.” demiştin. Ben de size “- hocam o zaman niye onların takvimini kullanıyoruz” demiştim. Beni ikna etmek için bayağı ter dökmüştün.<br />
M.MARAP:<br />
             Seni takdir ediyorum Devrim. Görüşürüz.<br />
DEVRİM:<br />
             Takdir bizden hocam hürmetlerimle. Görüşürüz.</p>
<p>            Yeni şeyler öğrendiğim zaman Devrim’e de sizlere de ışık tutmaya çalışacağım! Önceki yazılarımda demiştim ya benim için güzel olan şeyler birilerininkinden farklı diye. İdare ediverirseniz memnuniyet duyarız. Eleştirilerinizi aşağıya not ederseniz daha da mutlu oluruz.<br />
          28 Ocak 2008</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/devrim-isyan-etmesin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>RUHLARIN EĞİTİMİ</title>
		<link>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/ruhlarin-egitimi/</link>
		<comments>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/ruhlarin-egitimi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 15:17:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammet MARAP</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/ruhlarin-egitimi/</guid>
		<description><![CDATA[                  Eğitim, “istendik yönde davranış değişimi” olarak tarif edilir. Bu eğitim bilimcilerin ortak görüşüdür. İşin içinde davranış varsa ruh boyutu da ciddi demektir.    Bu konu üzerinde yıllarca çalışmış Avrupalı eğitim psikolojisi profesörlerinden biri tüm çalışmalarının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>                  Eğitim, “istendik yönde davranış değişimi” olarak tarif edilir. Bu eğitim bilimcilerin ortak görüşüdür. İşin içinde davranış varsa ruh boyutu da ciddi demektir.    Bu konu üzerinde yıllarca çalışmış Avrupalı eğitim psikolojisi profesörlerinden biri tüm çalışmalarının sonucunda kendi diliyle “tanrı”ya yönelmiş ve bir dua kaleme almış. Sanki bizim kaynaklarımızı özetlemiş gibidir. “Dini hangisi?”, “peygamberi kim?”, “uyruğu ne?” soruları beni hiç ilgilendirmiyor deme hakkınız var, ama esas olan ne dediğidir. O şöyle dua ediyor;</p>
<p>    * Tanrım beni yavaşlat! Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir.<br />
    * Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele.<br />
    * Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükûnetini ver.<br />
    * Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği hafızamda yaşayan akarsuların melodisiyle yıka götür.<br />
    * Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymamda bana yardımcı ol.<br />
    * Anlık tatiller yaşayabilme sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir hayvanı okşamak için durmayı, güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, hülyalara dalabilmeyi ve bu sayede ruhumu arındırmayı bana öğret.<br />
    * Her gün bana kaplumbağa ile tavşanın masalını hatırlat. Hatırlat ki,yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, hayatta hızı artırmaktan çok daha önemli şeylerin olduğunu öğrenebileyim.<br />
    * Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya bakmamı sağla. Bakıp göreyim ki, meşe ağacının büyük ve güçlü olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır.<br />
    * Beni yavaşlat ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et. Yardım et ki; kaderimin yıldızlarına doğru ve daha sağlıklı olarak yükseleyim.<br />
    * HEPSİNDEN ÖNEMLİSİ;<br />
    * Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET ver.<br />
    * Değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için SABIR ver.<br />
    * Her ikisinin arasındaki farkı anlayabilmek için de ne olur bana AKIL ver.</p>
<p>                Ruh eğitimin ne olduğu ve ne kadar önemli olduğu konusunda hemfikiriz artık değil mi? Başka söze hacet var mı?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/ruhlarin-egitimi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DARLANİYİRIM” DEMEK VAR MI?</title>
		<link>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/darlaniyirim%e2%80%9d-demek-var-mi/</link>
		<comments>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/darlaniyirim%e2%80%9d-demek-var-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 15:17:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammet MARAP</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/darlaniyirim%e2%80%9d-demek-var-mi/</guid>
		<description><![CDATA[
“DARLANİYİRIM” DEMEK VAR MI?
                           Bir ilk mektep sınıfı varmış. Çok eskilerden.  Öğretmen ders anlatıyor. Heyecanla ders dinleyen öğrenciler vardır sınıfta. Ancak 2 öğrenci aralarında sohbet etmekte. Diğer öğrenciler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>
“DARLANİYİRIM” DEMEK VAR MI?</p>
<p>                           Bir ilk mektep sınıfı varmış. Çok eskilerden.  Öğretmen ders anlatıyor. Heyecanla ders dinleyen öğrenciler vardır sınıfta. Ancak 2 öğrenci aralarında sohbet etmekte. Diğer öğrenciler rahatsız olmakta. Öğretmen rahatsız olmakta. Sonunda öğretmen dersi kesip duruma müdahale ediyor ve susmalarını sağlamaya çalışıyor. Öğrenciler susuyor, ama az sonra tekrar muhabbet başlıyor. Bu iş dersler boyunca tekrarlanıyor. Dersin tadı öğretmen için de diğer öğrenciler için de kaçmıştır. Bu iki öğrenciyi öğretmen bir türlü derse intibak ettiremiyor. Ders bitiyor ve durum okul idaresiyle ve rehberlik servisiyle görüşülüyor. İki hafta geçiyor ve sonuç alınamıyor. İki öğrenci davranışından vaz geçmiyor. Sınıftaki diğer öğrenciler de öğretmen de idare de durumdan hoşnut değil. Öğretmen derdini çocukların ailesine döküyor. Destek alamıyor. Bu iki çocuk zamanla eylemlerini sınıfın dışında da tekrar ediyor. Yıllar geçiyor ve bunlarla kimse baş edemiyor. İki çocuk gün geliyor ilk mektebi bitiriyor. Lise okuyamıyorlar. Artık sokakta sorun olmaya başlıyorlar. İşçi eyleminin yapılacağını haber alıp eylem alanına gidiyorlar. Birkaç cüzdan, üç beş taciz, bazı yaralamalara karışma… Derken, belinde tabanca, bir elinde jop, diğer eliyle biber gazı taarruzu yapan amcalarına yakalanıyorlar. “devletin otoritesini zaafa uğratmaktan, halkı kışkırtmaktan, hırsızlıktan” hâkim amcalarının karşılarına çıkıveriyorlar. Bilmem hangi kanunun hangi fıkrasına istinaden her ikisi de 12’şer ay hapis cezasıyla cezalandırılıyor. Cezasını çekip çıkıyorlar. Artık kendilerini kabadayı ilan ediyorlar. Bir iki mazlumu tokatlayarak bu durumu pekiştiriyorlar. Ardından mazlumdan biraz zorlayarak harçlık alıyorlar. Derken… Buyurun size iki adet BABA..<br />
            Artık herkesin iki elleri arasında başları var ve kara kara düşünmektedir.<br />
            Muallim: “Bu çocukların düzelmesi için çok mücadele verdim. Küçük suçlarının küçük cezasını okulda veya evlerinde çekselerdi büyük suç işlemeye cesaret edemezlerdi. Kuralları kavrardı. Babalarına anlattığımda beni dinleselerdi ve çocuklarının mazlumlara vurduğu iki tokatın benzerini çocuğa vursaydı sonuç bu olmazdı. Babaya anlattım dinlemedi. ‘Ben çocuğuma güveniyorum’ dedi. 10 yaşında iken saçının teline dokundurtmadığın çocuğu 18 yaşında iken polis zoruyla hapse niye attın a devletim? Benim kızmama izin vermedin ama mazlum vatandaşını ondan koruyamadın sevindin mi? A baba şimdi ne iş edersin acaba?” dedi.<br />
            Kasabanın Hatibi: “Kurallara uymayan çocuk 7 yaşından itibaren kalçasına hafif vurularak cezalandırılır. Korkutulur. Kurallı yaşaması öğretilir. İnsanlar bu dünyada her yaşta ödüllendirilir. Her yaşta da cezalandırılır. Ceza kırmak-dökmek değildir. Nesli hayata ve ortak hayatın kurallarına hazırlamaktır. Hem ödül olmasaydı Allah cenneti yaratmazdı. Onun için ödüller kat kat fazla verilir. Mesela orucun ödülünün miktarı Allah tarafından açıklanmamıştır. ‘Onun ödülünü ben veririm’ denmiştir. Her suçun karşılığı ceza da verilmelidir. Hem ceza olmasaydı Allah cehennemi yaratmazdı ya. Yüce kitabımızda 5 defa ödülden (cennetten) bahsedilmişse, bir defa da cezadan (cehennemden) bahsetmiştir. Ey ahali unutmayalım ki; cezası kesilmemiş her suç daha büyük suçların habercisidir.”dedi.<br />
Baş Muallim: “Ben yasaları uygulamakla ve uygulatmakla görevliyim. Kimsenin kişisel düşünceleri benim ölçüm olamaz. Kitapta ne yazarsa benim işim o.” dedi.<br />
Ahali şaşkın şaşkın durumu izliyor. Sertoğulları sülâlesinden Abuzer SERTERKEK arkadaşlarına dert yanıyor: “Ula köy karşımda saygılı durur, bizim uşak beni takmayi. Darlaniyirım sonunda vurup uzatacağım oni.”<br />
Masal burada bitti..Duydunuz mu zilin sesini? DANK!<br />
Dr. Brande der ki: “İyi davranışlar ödüllendirilmediği zaman tekrarlanmaz. Dolayısıyla da iyilik zamanla yok olur gider. Kötü davranışlar cezalandırılmadığı zaman ise; büyük suçlara davetiye çıkarılmış demektir. Dünya tarihi şahittir ki; böyle memleketlerin sermayesini başka milletler yemiştir ve yemektedir.”<br />
Ve derin bir sessuzluk…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/darlaniyirim%e2%80%9d-demek-var-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>MANYAKLIK DAHA GÜZEL</title>
		<link>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/manyaklik-daha-guzel/</link>
		<comments>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/manyaklik-daha-guzel/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 15:16:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammet MARAP</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/manyaklik-daha-guzel/</guid>
		<description><![CDATA[HİKAYE1:Köyden okuyup iyi şeylere imza atmak için çıkan Kerem kimya mühendisi olmuştur. Gezmek ve akraba ziyareti için köye döner. Herkes memnuniyetle karşılar gelmesini. E hazır gelmişken köylüler ondan yararlanmak isterler. Uzak mesafeden getirecekleri suyun tahlilini yapmasını isterler. Kimyager Kerem, örnek suyu alır laboratuarında inceler ve raporu muhtara teslim eder. Rapor aynen şöyledir: “Suda bir madde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HİKAYE1:Köyden okuyup iyi şeylere imza atmak için çıkan Kerem kimya mühendisi olmuştur. Gezmek ve akraba ziyareti için köye döner. Herkes memnuniyetle karşılar gelmesini. E hazır gelmişken köylüler ondan yararlanmak isterler. Uzak mesafeden getirecekleri suyun tahlilini yapmasını isterler. Kimyager Kerem, örnek suyu alır laboratuarında inceler ve raporu muhtara teslim eder. Rapor aynen şöyledir: “Suda bir madde vardır ki; içen herkesin tek tip düşünmesine sebep olacaktır. Bu nedenle suyun köye gelmemesi gerekir.” Kerem köyden ayrılır işinin başına döner. Köylü Kerem’e inanmaz ve o suyu köye getirir.  Yıllarca bu sudan içer. Tekrar köye dönen Kerem herkesin tek tip düşündüğünü görünce uyarılarının dikkate alınmadığına üzülür. Ancak bu durumun ilacını da üretebileceğini söyler. Fakat köylü buna inanmaz ve Kerem’in delirdiğine karar verir. Kimyager bir türlü derdini anlatamaz.<br />
Bu bir hikaye…<br />
Bilimsel olarak mümkün olup olmadığıyla ilgilenmiyoruz.<br />
Bu sudan herkes içmişse, sen de içecek misin? Değişim çılgınlıktır. Büyük değiştiriciler de genelde MANYAK zannedilir. Bu manyaklıktan şikayete ne hacet.<br />
HİKAYE2: Adamın kerpiç bir evi varmış. Arada bir duvarlarının çatladığını görünce bir avuç çamurla çatlakları tamir edermiş. Yıllar sonra adam eviyle sohbet edecek kadar ermişmiş. Bir gün gelir ev tamamen yıkılır. Adam eve sorar: “-a evim madem yıkılacaktın beni niye haberdar etmedin. Şimdi ortada niçin bıraktın beni.” Ev cevap verir:”-a sahibim ağzımı her açıp anlatmaya çalıştığımda, sen bir avuç toprakla ağzımı kapattın. Derdimi sana anlatamadan yıkılıp gittik işte.”<br />
Bu da bir hikaye…<br />
Bazı musibetler bağıra bağıra gelir. Lakin, erdemli olanlar durumu hissedebilir. Sıradan insanlar, aynı musibeti tekrar tekrar yaşayabilirler.<br />
Yetmez mi?<br />
Mevzu ile ilgili üçüncü.. dördüncü hikayeyi anlatmayacağım.<br />
“Ağlarım, ağlatamam. Hissederim söyleyemem. Bundan çok azap çekmekteyim.”<br />
İyi ki hikayeler var..<br />
Davul çalmaya gerek var mı?<br />
O sular akıyor bilesiniz..<br />
Ev çatırdıyor haberiniz olsun..<br />
Suyu içtikten, evi çökerttikten sonra bilimsel yorumlar yapan çok olur.. o zamanlar bizim susacağımız zamanlar olacaktır. Bilinsin ki; “o zaman yerin altı daha güzeldir.”<br />
Beğenilmek ve alkışlanmak için iş yapanlara palyaço denir.<br />
Manyaklık daha güzel..<br />
Benim tercihim tabii..<br />
Hürmetlerimle..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/manyaklik-daha-guzel/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>BERABER AĞLAYALIM MI?</title>
		<link>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/beraber-aglayalim-mi/</link>
		<comments>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/beraber-aglayalim-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 15:16:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammet MARAP</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/beraber-aglayalim-mi/</guid>
		<description><![CDATA[Yatağımda uzandım. Hayal kurmaya başladım. Sabah kalktığımda en sevdiğim yakınlarımın yaşamayabileceğini düşündüm. İçim burkuldu. Ama kaçınılmaz bir hadise. Zamanı belli olmayan ama her an gerçekleşme ihtimali olan bir gerçek. Hep ölüm haktır denir de, kendimize sıranın gelmesinin çok uzak olduğunu niye dünürüz diye hayıflandım.
Hazır olmak lazım. Lazım da, niye hazırlık yapmayız diye dövündüm durdum.
Öte yandan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yatağımda uzandım. Hayal kurmaya başladım. Sabah kalktığımda en sevdiğim yakınlarımın yaşamayabileceğini düşündüm. İçim burkuldu. Ama kaçınılmaz bir hadise. Zamanı belli olmayan ama her an gerçekleşme ihtimali olan bir gerçek. Hep ölüm haktır denir de, kendimize sıranın gelmesinin çok uzak olduğunu niye dünürüz diye hayıflandım.<br />
Hazır olmak lazım. Lazım da, niye hazırlık yapmayız diye dövündüm durdum.<br />
Öte yandan büyük zenginleri düşündüm. Acaba mutluluğun zirvesinde midirler?<br />
Sonra tezek ateşiyle ısınan fakirleri düşündüm. Acaba zenginden daha mı kederlidirler.<br />
Aç olup da yemek bulamayanlar mı daha mutsuzdur. Yoksa zengin olup da yiyemeyenler mi?<br />
Sonra büyük devlet adamları aklıma geldi. Yetki sınırsız. İsteyip de ulaşamamak yok. Ama bakıyorsunuz bir gün aşağı iniveriyor. Ne selam veren var, ne emrine âmâde olan. Sonra düşük maaşla geçimini zorla temin eden kişileri düşündüm. Ekmeğin içine ucuz peynir sıkıştırıp zevkle yediklerini hayal ettim. Acaba daha mı mutludurlar diye söylendim. Rahmetli Özal’la sormuşlardı: “Cumhurbaşkanısınız, keşke yapsaydım deyip de yapamadığınız bir şey var mı?” Özal da: “En büyük özlemim tek başıma dolaşmak ve parkta salıncakta sallanan çocuklarla sohbet etmektir.”  Bir anda gidiverdi değil mi? Sohbet özlemi de öteye kaldı.<br />
Hakikaten, saadet nedir?<br />
Madem herkes ölecek, madem mutluluk kişiye göre değişiyor, madem zenginlik bu ömürle sınırlı. O zaman bu hırs niye? Kazandıklarımızı yiyemeyeceksek, miras bırakmada yarış niye? Çok kazanıp da bizden sonrakilerin yemesi için her yolu niye deneriz o zaman?<br />
Hak etmediği halde toplayıp iştahla biriktirenleri düşündüm. Devletin imkânlarını götürenleri sonra… İhaleden çok kazananları… İktidarın nimetlerini (nimet midir bilmem ama!) özel dünyasına taşıyanları düşündüm. Sonra Barbaros Hayrettin Paşa aklıma geldi. Büyük komutan kendi parasıyla 30 tane savaş gemisi yaptırmış ve Osmanlı donanmasına hediye etmişti. Sebebini soranlara da: “çocuklarıma bırakırsam koruyamayabilirler. Lakin hazine-i hümayuna bırakırsam Osmanlı çocuklarımı korur. Çocuklarımın geleceğine yatırım yaptım.” diyecek kadar erdemli olduğunu hayal ettim.<br />
Eskiler “Öyle bir hayat yaşa ki; ölümün senin için bayram, dostların için de matem olsun.” demişler. Ne de güzel etmişler değil mi?<br />
Ölümüne ağlayacağınız kaç devlet adamı vardır?<br />
Cenazesinde kahrolacağınız kaç zengin tanırsınız?<br />
Ölünce kahırdan sizi yataklara düşürecek kaç bilim adamı bilirsiniz?<br />
Bırakalım onları da; siz ölünce akrabanız olmayan kaç kişiyi ağlatabilirsiniz Allah aşkına. Ben kimseyi ağlatamam da…<br />
Ne zaman oturup da beraber ağlayacağız? Yerini ve zamanını belirleyin de beni de çağırın lütfen. Unutmayın ki mezarda herkes tek yatacak. Hiç olmazsa ruhlarımız muhabbetsiz kalmasın.<br />
Önündü saygıyla eğilmeyi büyümek kabul ettiğim şairlerimizin affına sığınarak şöyle noktalayalım izninizle.</p>
<p>GİDERLER</p>
<p>Bazen gözsüz görürsün; rüyada.<br />
Gördüğünü desen, rüyadır derler.<br />
Ne cevherler vardır fani dünyada.<br />
Gözsüz görmeyenler, bakıp giderler.</p>
<p>Kimi taşa bakar, taşları görür.<br />
Kimi de taştaki atoma bakar.<br />
Kimisi atomda ateşi görür.<br />
Yiğitler, ateşi yakıp giderler.</p>
<p>Çiçekteki balı arılar görür.<br />
“Arıdan akıllılar!” balına bakar.<br />
Örümceğe ağını kimler ördürür.<br />
Sefiller, teline bakıp giderler.</p>
<p>İnsan yaşadıkça çok ömür ister.<br />
Var mıdır ölmeyen, tut bana göster.<br />
Sayılıysa, biter bütün nefesler.<br />
Her canı toprağa atıp giderler.</p>
<p>Eylül 2004- ovit</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://makale.kalkandereliyiz.biz/index.php/2008/09/25/beraber-aglayalim-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

