ABDULLAH ANBAR: Ülkemizin önemli problemlerinden biri de “göç”, Rize de çok göç veren bir ilimiz. TUİK’in verilerine göre yıllar geçtikçe az dahi olsa Rize’nin göç verme oranında bir azalma var. Bu durum size ne kadar gerçekçi geliyor? Ayrıca bu Rize veya benzer istatistiklere sahip illerin geliştiği manasına mı geliyor?
Yrd. Doç. Dr. SEFA SEKİN: Türkiye’de sanayileşmeye bağlı olarak öncelikle bir kentleşme olgusu başladı. Türkiye’nin kentleşme olgusu sanayileşmenin önünde. Tüm dünyada sanayileşmeye paralel bir kentleşme görünürken bizde sanayileşmeden daha hızlı bir kentleşme var. Yolların açılmasının da bunda önemli bir rolü olmuştur. Bugün çok hızlı bir göç yaşanıyor. Nereden? Anadolu’dan. Özellikle İstanbul başta olmak üzere Ankara İzmir gibi kentlerimize… Kuzey Doğu Anadolu, Kars, Erzurum, Ağrı, Doğu Karadeniz kentleri; Giresun’u Rize’si Trabzon’u, bunlarda çok göç veren kentlerimiz arsında. TUİK’in verilerine gelince, azaldı ifadesi acaba oransal olarak bir azalma mı, sayılsal olarak mı onu bilemiyorum. Göç ile büyük ölçüde dinamik nüfusunu büyük kentlere göndermiş bir kentin geride kalan nüfusu tekrar artıp büyük kentlere gönderecektir. Buda ne kadar bir artış bununda ne kadarı göç bunu detaylı olarak bilmiyorum. Eğer veriler doğruysa bu olumlu bir şey. Çünkü hızlı göç esas sorunu kentlerde daha çok çıkarıyor. Burada bu göçün nedenlerinden esas önemlisi, bu insanlar neden doğduğu yerde durmayıp göç ediyor çünkü doymuyor. Ana neden bu. Başka faktörlerde sayabiliriz, evet kan davaları deriz sosyal yaşamın cazibesi deriz ama ana unsur insanlar doymuyor.
ABDULLAH ANBAR: Bu soruna büyük şehir hayalini de ekleyebilir miyiz?
Yrd. Doç. Dr. SEFA SEKİN: Temelde açlık, işsizlik, yani insanlar karınlarını doyurmak çabası içindeler. Dolayısıyla doymayan bir kentin nüfusu göç ediyorsa bunun sebeplerine bakmamız lazım. Bir, insanlarımız mesleksiz, bulursa iş, yapıyor bulamazsa oturuyor. Rutin bir işi yok, düzenli bir işi yok. Bilim devleti dediğimiz devletlerde, toplumun büyük çoğunluğu eğitilirken bir meslek sahibi yapılıyor. Bu meslek sahibi insanlar mesleğini icra ettiği için rutin bir işi var geliri var. Bizde böyle değil. Var olan tarım hayvancılık gibi vs. şeylerde belli. Bir ailenin diyelim 3-4 dönüm çayı varsa o aileye yetiyor ama ordan doğan çocuklara yetmiyor. Eğer bir de meslek sahibi değillerse ister istemez onlar da karnını doyuracak yer arıyor. Burada ki ana sorun belli, yeni nesli meslek sahibi yapamamak ve bunların kendi doğduğu yerde iş-güç sahibi olarak bir şey üretimine yöneltememek. Sorunumuz bu, çözümü de belli. Gençliği meslek sahibi yapmak ve kendi doğduğu yerde göçü düşündürmeden onlara bir gelir temin etmemiz gerekiyor. Buna göre eğitim sistemimizi düzenlememiz ve buna göre de alt yapı sistemi oluşturmamız gerekiyor. Tabi oranın imkânlarını da devreye koyarak bu yapılmalı. Mesela bugün Rize çevresinin yeraltı kaynakları var. Bu yer altı kaynakları devreye konulabilir. Rize’nin kendine özgü tarım ürünleri var. Bu tarım ürünleri düzenlenebilir. Yenileri ilave edilebilir. Yani alternatif şeyler ortaya konulması lazım. Bakır yataklarının rezervleri var bunlar genişletilebilir. Tabi bunlarda yeterli değil sadece buna da bağlanmaya gerek yok. Rize’nin denizi ile balıkçılık ürünleriyle de kendine özgü tarım ürünleriyle de olaya bakmak gerekiyor.
ABDULLAH ANBAR: Rize’ye özellikle Mesut yılmaz döneminde bir çok yatırım yapıldı, sizce bunlar göçün azalması ve Rize’nin gelişmesi açısından faydalı olabilmiş midir?
Yrd. Doç. Dr. SEFA SEKİN: Şimdi, Mesut Yılmaz zamanında çok para aktarıldı deniyor ama o Karadeniz Sahil Yolu dışında neye çivi çakıldı ne var ortada bilmiyorum yani. Bir o var bir de benim bildiğim Batum’daki hava alanı projesi vardı. Bunun dışında bir fabrika yada başka bir şey bilmiyorum hatırlamıyorum yani var mı istihdam oluşturabilecek bir şey. Dolayısıyla bunların göçü engelleyebilecek bir yatırım yapıldığını düşünmüyorum.
ABDULLAH ANBAR: Rize-Erzurum arasında bir tünel yapılarak hem ulaşımın kolaylığı sağlanıp, hem de Rize ekonomisine katkıda bulunması şeklinde konuşmalar geçiyor halk arasında. Aynı zamanda resmi mercilere bildirildiği fakat olumsuz yanıt alındığı söylenen, Karadeniz sahilinden yurt dışına gitmesi planlanan bir tren yolu projesi vardı. Sizce bunların yapılmaması (özellikle tren yolu) neden acaba? Düşünüldüğü gibi faydalı olmayacağı mı yoksa burada da birilerinin maddi çıkarları mı incinmiştir acaba?
Yrd. Doç. Dr. SEFA SEKİN: İki aşamalı bir soru. İlki bir tünelle Erzurum’la birleşmesi. Tabi buraya iki yoldan gitmek mümkün, ya Artvin’e Ardeşen üzerinden çıkacaksın, Yusufeli’nden ineceksin. Bir yol bu ve bayağı zor bir yol. İkincisi Trabzon üzerinden Zigana’dan gideceksin. Mescid dağlarının ve Kaçkar dağlarının altına bir tünel açıp o tarafa geçmek mümkün. Bugünün imkanlarıyla da mümkün bu yapılabilir. Yapılmalıdır da. Çünkü doğuyu, yani hakikaten Erzurum’u merkez alırsan buradan bir tünele dayalı ulaşım sistemi fevkalade olur. Ama ekonomik olur mu? Esas önemli olan bu? Yani bu yatırım ne kadar bir sürede kendini (bir işletme gözüyle baktığımızda) amorte edebilir? Yada böyle mi bakmalıyız? Yoksa devlet her zaman her şeye ekonomik bakamaması lazım diye de düşünülebilir. Erzurum’la böyle bir bağlantı kesinlikle Rize’ye bir şeyler getirir. Ama ülke ekonomisinin geneli için ekonomik olur mu? Çok cazip bir şey olsaydı özel sektör devreye girerdi diye düşünüyorum demek ki çok cazip bir şey değil ekonomik açıdan. Tren yolu meselesine gelirsek, esasen bizim Gürcistan’a uzanan bir projemiz var. Bu proje acaba Rize üzerinden Batum’a, Batum üzerinden olabilir mi diye düşünülebilir. Tren yolu maalesef Türkiye’de çok fazla geliştirilmemiştir. Bugün Türkiye’nin yaklaşık 10 bin km civarında bir tren yolu var istatistiklere baktığımız zaman der ki, 4000 km den fazlası Osmanlı dönemine aittir. Ama kaç km olduğunu söylenmez net olarak. 10. yıl marşı, demir ağlarla ördük vatanı falan deriz. Ama bugün Türkiye hala ilkel bir demir yolu taşımacılığı yapıyor. Bu anlamda demir yolu taşımacılığının, ipek yolu diyelim biz adına. İpek yolu bağlantılı, Batum’dan, Tiflis’e, Hazar üzerinden Orta Asya’ya açılan böyle bir kapı, stratejik açıdan da çok önemlidir. Böyle bir demir yolunu, İstanbul’dan Avrupa’yla bağlantı içinde düşündüğümüzde fevkalade bir şey olur. Ama İran üzerinden böyle bir proje zaten var. İran üzerinden olan proje daha ön planda olacağı için, bu sadece Türkiye, Gürcistan, Türkmenistan, Hazar üzerinden ikinci bir alternatif olarak düşünülebilir. Böyle bir şeyin maliyetinin hesabı yapılmış mıdır bilemiyorum. Ne getirip ne götüreceği yani. Çünkü yan taraftaki ülke Gürcistan 5 milyonluk bir ülke netice itibariyle. Demir yolu Rize’den itibaren kurulmak istendiğinde buraların eğilim şartlarını da düşünmek lazım. Çünkü demir yolu binde bir eğilimle (belirli bir eğim değerin içinde) ancak mümkün. Dolayısıyla bu bölgede maliyeti çok yüksek olabilir. Tüneller vs…. Bu da bölgenin coğrafyası açısından, ister Erzurum olarak düşünün ister demiryolu olarak düşünün, hep maliyeti karşımıza çıkarıyor. Bu maliyet bu yatırımı buradan ne kadar sürede karşılayabilir çok ekonomik olmasa gerek ki bugüne kadar bir şey yapılmadı. Daha sonrası için belki ekonomik şartlar da değiştikçe gündeme gelebilir.
ABDULLAH ANBAR: Bir de şu var. Sahil yolu projesi 2000 yılında bitirileceği söyleniyordu. Ancak hala daha bitirilmeyen bölümleri var?
Yrd. Doç. Dr. SEFA SEKİN: Bir yerden başlanmalı diyorsunuz ama başlanması içinde, devlet içinde adı konulup kalkınma planı içinde programa alınması bütçeye karşılık paranın da verilmesi lazım ki olsun. Öbür türlü şantiye olarak kalır ki nitekim Türkiye’de böyle artık çok şeylerimiz var. Oda bir artık yatırım olarak kalır ve bir manası olmaz yani.
Eylül 25th, 2008 Saat 6:49 pm
