» “SENİ ÖPEN DUDAKLARIM ÇÜRÜSÜN” DEMEDEN..

  Yönetim bilimcilerin “örgüt iklimi” diye ifade ettikleri bir olgu vardır. İklimden kastın ne olduğu malum. Bu durumun örgütlerdeki yansımasına gelince; tüm özel, kamu ve illegal örgütlerin yapması gereken işlerin yerinde ve zamanında yapması demektir.
Aynı zamanda uluslararası devlet yönetiminde de durum aynıdır. Zamanlama ve taktik hatası, örgütleri çökerttiği gibi devletleri de çökertebilir.
Emirle ve zorbalıkla bir örgütün veya devletin ayakta duramadığına da tarih şahittir. Kısa süreli başarı elde edilmiş gibi görünse de uzun vadede yerlebir oldukları tartışılmaz bir vakıadır. Durumu atalarımız; “zulm ile abat olanın ahiri berbat olur” şeklinde ne güzel ifade etmişlerdir.
Dünyanın kabullendiği “örgütlerde yekvücut olma” diye açıklanan toplam kalite yönetiminin gereği de örgüt ikliminin bozulmaması sırrında saklıdır. Örgütün tüm üyelerinin gönüllülük esasına uygun olarak örgütün misyonuna kilitlenmemesi “o örgütün kanser virüsü gibi” hastalanarak ölmesi demektir.
Özel teşebbüslerin mensuplarının örgütün hedefine kilitlenmemesi o bireyin bertaraf edilmesi ile sonuçlanır. İllegal örgütlerin içinde bu hatanın cezası ise ölümdür. Kamu örgütlerinde ise durum çok farklıdır. Devletin koymuş olduğu kurallara uymayanın cezasını kanunlar veya muhteviyatı verir. Ya mini cezalarla ıslah yolu veya görevden men ile ihraç yolu seçilir.
Memleketimizde ise bir kamu mensubunun cezalandırılması ciddi anlamda zorluklarla gerçekleştirilebilmektedir. Hele bir memurun ihracı ise imkânsız gibi algılanabilir. (Her ne kadar hukuken mümkün olsa bile).
Bir kamu yöneticisi, emrettiği memurlarını cebren çalıştırması çok zordur. Çalışmayan bir elemanın cezalandırılabilmesi için; o kişinin siyasi desteğinin olmaması gerekir.. derin merkezlerle bağlantısının olmaması gerekir.. asi ve “dik kafa” olmaması gerekir.. vesaire vesaire…
Bu durumda ekip ruhu ile çalışmayan, yönetirken babacanlığı ihmal eden, organizasyondaki eksikleri bilerek düzeltmesini beceremeyen, yönettiği işi astından az bilen, eninde sonunda değişik sebeplerle evinin yolunu tutacaktır.
İklim gereği yazın nasıl sıcaklık aralıkları belli ise, kışın kar yağması gerekiyorsa, aynen öyle de örgütte her işin zamanında yapılması şarttır. Zamanlı zamansız hiddetlenen, yerli yersiz laubalileşen, denetlemesini beceremeyen, eksikliklerin nasıl telafi edileceğini öneremeyen belki değişik desteklerle bir süreliğine bu işi yapabilir, ancak lanetle anılacağı da muhakkaktır. Hele yaptığı işin eksikliklerinin diğer bir profesyonel tarafından düzeltilmesi de ciddi anlamda zorlaşacaktır.
Öyleyse iklimi bozarak, gönüllülük kuralı işletilmeden, ikna ederek her mensubu örgütün hedeflerine kilitlemeden başarılı olunamayacağı kesindir.
Hele başarısız yöneticiler, değişik istatistik yalanlarıyla kendisini oraya getirenleri ikna yolunu seçmişse, ölüm yakındır. Bir de görsel ve davranışsal roller başlamışsa bu işin adı palyaçoluktur.
Böyle bir örgütten yararlanan birey ise, geleceğin illegal tehlikesi olacaktır. Tinercilik, keşlik, kapkaççılık, çetecilik, menfaatçilik gibi bozukluklar eski dönemdeki uzaktan kumandalı beceriksiz yöneticilerin eseri değil midir?
Eğitimde ise durum daha da vahimdir. Zire eğitimdeki hatanın anlaşılması yılları alabilir. Eğitimin başarısı da yıllar sonra ancak hissedilebilir.
Günü kurtarmak için yaşayan, yapamadığı işi yapıyor gibi anlatan, itiraz etmek ihtimali olanları değişik metotlarla bertaraf eden yöneticilere yazıklar olsun. Böylesi gizli vatan ve memleket hainlerini oralarda tutanlara söylenecek sözü de siz söyleyiniz.
Hürmetlerimle…


Okunma Sayısı : 242