» DARLANİYİRIM” DEMEK VAR MI?

“DARLANİYİRIM” DEMEK VAR MI?

Bir ilk mektep sınıfı varmış. Çok eskilerden. Öğretmen ders anlatıyor. Heyecanla ders dinleyen öğrenciler vardır sınıfta. Ancak 2 öğrenci aralarında sohbet etmekte. Diğer öğrenciler rahatsız olmakta. Öğretmen rahatsız olmakta. Sonunda öğretmen dersi kesip duruma müdahale ediyor ve susmalarını sağlamaya çalışıyor. Öğrenciler susuyor, ama az sonra tekrar muhabbet başlıyor. Bu iş dersler boyunca tekrarlanıyor. Dersin tadı öğretmen için de diğer öğrenciler için de kaçmıştır. Bu iki öğrenciyi öğretmen bir türlü derse intibak ettiremiyor. Ders bitiyor ve durum okul idaresiyle ve rehberlik servisiyle görüşülüyor. İki hafta geçiyor ve sonuç alınamıyor. İki öğrenci davranışından vaz geçmiyor. Sınıftaki diğer öğrenciler de öğretmen de idare de durumdan hoşnut değil. Öğretmen derdini çocukların ailesine döküyor. Destek alamıyor. Bu iki çocuk zamanla eylemlerini sınıfın dışında da tekrar ediyor. Yıllar geçiyor ve bunlarla kimse baş edemiyor. İki çocuk gün geliyor ilk mektebi bitiriyor. Lise okuyamıyorlar. Artık sokakta sorun olmaya başlıyorlar. İşçi eyleminin yapılacağını haber alıp eylem alanına gidiyorlar. Birkaç cüzdan, üç beş taciz, bazı yaralamalara karışma… Derken, belinde tabanca, bir elinde jop, diğer eliyle biber gazı taarruzu yapan amcalarına yakalanıyorlar. “devletin otoritesini zaafa uğratmaktan, halkı kışkırtmaktan, hırsızlıktan” hâkim amcalarının karşılarına çıkıveriyorlar. Bilmem hangi kanunun hangi fıkrasına istinaden her ikisi de 12’şer ay hapis cezasıyla cezalandırılıyor. Cezasını çekip çıkıyorlar. Artık kendilerini kabadayı ilan ediyorlar. Bir iki mazlumu tokatlayarak bu durumu pekiştiriyorlar. Ardından mazlumdan biraz zorlayarak harçlık alıyorlar. Derken… Buyurun size iki adet BABA..
Artık herkesin iki elleri arasında başları var ve kara kara düşünmektedir.
Muallim: “Bu çocukların düzelmesi için çok mücadele verdim. Küçük suçlarının küçük cezasını okulda veya evlerinde çekselerdi büyük suç işlemeye cesaret edemezlerdi. Kuralları kavrardı. Babalarına anlattığımda beni dinleselerdi ve çocuklarının mazlumlara vurduğu iki tokatın benzerini çocuğa vursaydı sonuç bu olmazdı. Babaya anlattım dinlemedi. ‘Ben çocuğuma güveniyorum’ dedi. 10 yaşında iken saçının teline dokundurtmadığın çocuğu 18 yaşında iken polis zoruyla hapse niye attın a devletim? Benim kızmama izin vermedin ama mazlum vatandaşını ondan koruyamadın sevindin mi? A baba şimdi ne iş edersin acaba?” dedi.
Kasabanın Hatibi: “Kurallara uymayan çocuk 7 yaşından itibaren kalçasına hafif vurularak cezalandırılır. Korkutulur. Kurallı yaşaması öğretilir. İnsanlar bu dünyada her yaşta ödüllendirilir. Her yaşta da cezalandırılır. Ceza kırmak-dökmek değildir. Nesli hayata ve ortak hayatın kurallarına hazırlamaktır. Hem ödül olmasaydı Allah cenneti yaratmazdı. Onun için ödüller kat kat fazla verilir. Mesela orucun ödülünün miktarı Allah tarafından açıklanmamıştır. ‘Onun ödülünü ben veririm’ denmiştir. Her suçun karşılığı ceza da verilmelidir. Hem ceza olmasaydı Allah cehennemi yaratmazdı ya. Yüce kitabımızda 5 defa ödülden (cennetten) bahsedilmişse, bir defa da cezadan (cehennemden) bahsetmiştir. Ey ahali unutmayalım ki; cezası kesilmemiş her suç daha büyük suçların habercisidir.”dedi.
Baş Muallim: “Ben yasaları uygulamakla ve uygulatmakla görevliyim. Kimsenin kişisel düşünceleri benim ölçüm olamaz. Kitapta ne yazarsa benim işim o.” dedi.
Ahali şaşkın şaşkın durumu izliyor. Sertoğulları sülâlesinden Abuzer SERTERKEK arkadaşlarına dert yanıyor: “Ula köy karşımda saygılı durur, bizim uşak beni takmayi. Darlaniyirım sonunda vurup uzatacağım oni.”
Masal burada bitti..Duydunuz mu zilin sesini? DANK!
Dr. Brande der ki: “İyi davranışlar ödüllendirilmediği zaman tekrarlanmaz. Dolayısıyla da iyilik zamanla yok olur gider. Kötü davranışlar cezalandırılmadığı zaman ise; büyük suçlara davetiye çıkarılmış demektir. Dünya tarihi şahittir ki; böyle memleketlerin sermayesini başka milletler yemiştir ve yemektedir.”
Ve derin bir sessuzluk…


Okunma Sayısı : 303