» BERABER AĞLAYALIM MI?
Yatağımda uzandım. Hayal kurmaya başladım. Sabah kalktığımda en sevdiğim yakınlarımın yaşamayabileceğini düşündüm. İçim burkuldu. Ama kaçınılmaz bir hadise. Zamanı belli olmayan ama her an gerçekleşme ihtimali olan bir gerçek. Hep ölüm haktır denir de, kendimize sıranın gelmesinin çok uzak olduğunu niye dünürüz diye hayıflandım.
Hazır olmak lazım. Lazım da, niye hazırlık yapmayız diye dövündüm durdum.
Öte yandan büyük zenginleri düşündüm. Acaba mutluluğun zirvesinde midirler?
Sonra tezek ateşiyle ısınan fakirleri düşündüm. Acaba zenginden daha mı kederlidirler.
Aç olup da yemek bulamayanlar mı daha mutsuzdur. Yoksa zengin olup da yiyemeyenler mi?
Sonra büyük devlet adamları aklıma geldi. Yetki sınırsız. İsteyip de ulaşamamak yok. Ama bakıyorsunuz bir gün aşağı iniveriyor. Ne selam veren var, ne emrine âmâde olan. Sonra düşük maaşla geçimini zorla temin eden kişileri düşündüm. Ekmeğin içine ucuz peynir sıkıştırıp zevkle yediklerini hayal ettim. Acaba daha mı mutludurlar diye söylendim. Rahmetli Özal’la sormuşlardı: “Cumhurbaşkanısınız, keşke yapsaydım deyip de yapamadığınız bir şey var mı?” Özal da: “En büyük özlemim tek başıma dolaşmak ve parkta salıncakta sallanan çocuklarla sohbet etmektir.” Bir anda gidiverdi değil mi? Sohbet özlemi de öteye kaldı.
Hakikaten, saadet nedir?
Madem herkes ölecek, madem mutluluk kişiye göre değişiyor, madem zenginlik bu ömürle sınırlı. O zaman bu hırs niye? Kazandıklarımızı yiyemeyeceksek, miras bırakmada yarış niye? Çok kazanıp da bizden sonrakilerin yemesi için her yolu niye deneriz o zaman?
Hak etmediği halde toplayıp iştahla biriktirenleri düşündüm. Devletin imkânlarını götürenleri sonra… İhaleden çok kazananları… İktidarın nimetlerini (nimet midir bilmem ama!) özel dünyasına taşıyanları düşündüm. Sonra Barbaros Hayrettin Paşa aklıma geldi. Büyük komutan kendi parasıyla 30 tane savaş gemisi yaptırmış ve Osmanlı donanmasına hediye etmişti. Sebebini soranlara da: “çocuklarıma bırakırsam koruyamayabilirler. Lakin hazine-i hümayuna bırakırsam Osmanlı çocuklarımı korur. Çocuklarımın geleceğine yatırım yaptım.” diyecek kadar erdemli olduğunu hayal ettim.
Eskiler “Öyle bir hayat yaşa ki; ölümün senin için bayram, dostların için de matem olsun.” demişler. Ne de güzel etmişler değil mi?
Ölümüne ağlayacağınız kaç devlet adamı vardır?
Cenazesinde kahrolacağınız kaç zengin tanırsınız?
Ölünce kahırdan sizi yataklara düşürecek kaç bilim adamı bilirsiniz?
Bırakalım onları da; siz ölünce akrabanız olmayan kaç kişiyi ağlatabilirsiniz Allah aşkına. Ben kimseyi ağlatamam da…
Ne zaman oturup da beraber ağlayacağız? Yerini ve zamanını belirleyin de beni de çağırın lütfen. Unutmayın ki mezarda herkes tek yatacak. Hiç olmazsa ruhlarımız muhabbetsiz kalmasın.
Önündü saygıyla eğilmeyi büyümek kabul ettiğim şairlerimizin affına sığınarak şöyle noktalayalım izninizle.
GİDERLER
Bazen gözsüz görürsün; rüyada.
Gördüğünü desen, rüyadır derler.
Ne cevherler vardır fani dünyada.
Gözsüz görmeyenler, bakıp giderler.
Kimi taşa bakar, taşları görür.
Kimi de taştaki atoma bakar.
Kimisi atomda ateşi görür.
Yiğitler, ateşi yakıp giderler.
Çiçekteki balı arılar görür.
“Arıdan akıllılar!” balına bakar.
Örümceğe ağını kimler ördürür.
Sefiller, teline bakıp giderler.
İnsan yaşadıkça çok ömür ister.
Var mıdır ölmeyen, tut bana göster.
Sayılıysa, biter bütün nefesler.
Her canı toprağa atıp giderler.
Eylül 2004- ovit
Okunma Sayısı : 304
-
sohbet odaları Eylül 25th, 2008 Saat : 23:58