Mar 19 2008

Islam’da ‘ya hep ya hic’cilik yoktur!..

Hayatini, inandigi Islam’a uygun sekilde yasamak isteyenlere umitsizlik veren anlayislardan biri de:

- ‘Ya hep ya hic’ciliktir!..

Evet, bazilari ‘ya hep ya da hic’ diyorlar. Hepsini de yapamayinca hepsini de terk etmeye kendilerini mecbur saniyorlar, bu defa hepsinden de mahrum kalma gibi bir cikmaza giriyorlar…

‘Ya hep ya da hic’cilik bir ifrattir. Her ifrat gibi o da sahibine hayir getirmez, sonunda ya ifratta birakir, ya da tefrite dusurur, bir uctan oteki uca ucurur. Hepsini birden yapmak isterken hicbirini de yapamaz hale getirebilir.

Islam’in koydugu, ifrat ve tefritten koruyan, itidalli kaidelerden biri soyle ifade edilir:

- Tamami yapilamayan bir hayrin tamaminin da terk edilmesi gerekmez!..

Oyle ise dini mukellefiyetlerinizi hayalinizde zorlastirip da hakkindan gelinemez gorevler olarak dusunmemiz gerekir.

Once yapabildiklerimizden baslariz. Sonra yapamadiklarinizi da yapma azim ve kararinda oluruz.

Gorulecektir ki, hem zamanla hayalimizde zorlasan konular yavas yavas kolaylasacak, hem de cok zevkli ve lezzetli sekilde yerine getirip huzur ve saadetimize vesile olacaktir.

Zaten peygamberler mustesna hicbir kisi, bastan en mukemmel sekilde baslamis degildir dini hayatina. Bizim gibi siradan insanlarin hemen hepsinin dini hayati, bastan eksikli ve noksanlidir. Yapamadiklarimiz olmus, zaman zaman hata ve kusurlarimizdan feryat da etmisiz. Ancak bir sey kurtarmistir bizi… Bugun yapamiyorsam yarin mutlaka yapacak, o gorevimi de yerine getirmeye muvaffak olacagim, azim ve karari…

Bu niyet ve azim hepimizi, hatta herkesi kurtaracak gucte ve kutsiyette bir can simidi olmustur. Mesela:

- Sikayetci oldugunuz kotu aliskanliklarimiz mi var?

Korkmayalim, once bir iyi niyete girelim, kurtulmak icin lazim gelen irade gucunu gosterelim, hemen olmasa bile zamanla aliskanliginizin baskisi azalacak, sonra da tumuyle kurtulacagiz…

Zira Allah samimi olarak kendine yonelenlere sebepler halk eder.

- Bana dogru bir adim atana ben on adimla yaklasirim, buyuran Rabbimiz’dir.

Ibadetlerinizde kusurlarimiz, ihmallerimiz mi var? Vicdan azabi mi cekiyoruz? Azmimizi azaltmayalim.

Bu eksiklerimizi de tamamlayacak, begeneceginiz ibadetli mumin haline gelecegiz. Yeter ki, ya hep ya da hic’cilik gibi bir ifrat ve tefritin pesine dusmekten kendimizi koralim, istikbalimize umitle bakalim… Sunu da unutmayalim ki:

- Servetini kaybeden yine kazanabilir. Savasi kaybeden yine zafer elde edebilir. Ama umidini kaybeden her seyini kaybeder. Cunku, bunlari kazanmak umitle olur. Umidini yitirmis insan baslama azmini ve iradesini bulamaz ki, kaybettigini yeniden kazanmaya yonelebilsin.

Ayet-i kerime, bunun icin ikazini net sekilde yapmaktadir:

- Allah’in rahmetinden umidinizi kesmeyiniz!

Bunlara ilave edilecek muhim bir nokta da (cevre) meselesi… Evet, cevreye dikkat etmeli, bu konularda ornek olarak yasayanlarla yakinlik kurmali, yalniz kalinmamalidir.

Ne dersiniz? Arz edilen konularda dusunup kendimize soyle bir yol haritasi cizmeye ihtiyac var midir?

Yoksa bu konulari coktan gecmis ve cok daha ilerilerde cevremize orneklik eder hale mi gelmisizdir?

Mar 04 2008

Çocuğu severken şımartmayın!

Eskiden özellikle bazı bölgelerde çoğu zaman anne, bazen de baba kendi akrabalarının arasındayken çocuklarıyla alâkadar olmazdı.
Hususiyle anneler kayınpeder, kayınvalide ve kayınbiraderlerin yanında çocuklarını kucaklarına alamazlardı; bu çok ayıp sayılır, bir günah addedilirdi. Bugün de bazı yörelerde hâlâ aynı âdet devam etmektedir. Aslında, bu türlü uygulamalar, gelenekten gelen bir kısım yanlışlıklardır. Şüphesiz, insanda bir hicab hissinin olması gayet tabiidir; insan utanabilir ya da yetiştiği kültür ortamından dolayı rahat davranışlardan rahatsızlık duyabilir. Mesela; kendi çocuğunu başkalarının yanındayken kaçamak seviyormuş gibi bir tavır takınabilir; fakat, kayınpederi orada hazır bulunduğundan dolayı, bir annenin ağlayan ve çırpınıp duran yavrusunu kucağına almaması gibi âdetleri biraz fazla ve yanlış buluyorum.

İnsan, ciddiyet ve vakarını muhafaza etmek kaydıyla, çocuğunu sevebilir, bağrına basabilir ve alnından öpebilir. Önemli olan, işi laubalîliğe götürmemek; çocuğu şımartmamak, küstahlaştırmamak ve onun sonu gelmez isteklere açılmasına meydan vermemektir. İster yalnızken isterse de başkalarının yanında, ölçülü bir şekilde çocuğu sevmek edebe aykırı olmadığı gibi, cahilce bir tavırla değil de hikmetli bir davranışla onu kontrol etmek ve muhabbet izhar ederken bazı sınırları gözetmek de sevgiye aykırı değildir.

Maalesef, gelenekten kaynaklanan bazı katı âdetlerin yerini, günümüzde bilhassa Batı kültüründen akıp gelen yırtıklıklar almıştır. Bir kısım katılıklara maruz kalarak büyüyen nesiller, başka kültürlerle tanışınca, bu defa da bazı disiplinlere bağlı olmaktan kurtulma, bir kopma ve bir yırtılma dönemine adım atmışlardır. Heyhat ki, bugünün çocuklarında ve gençlerinde de çok ciddi bir yırtıklık göze çarpmaktadır. Öyle fevkalâde bir yırtıklık ki, çocuklar, anne-babalarının veya diğer aile büyüklerinin karşısına oturup saygısızca konuşabilmekte, değişik şeylerin pazarlığını yapabilmekte ve istediklerini öyle ya da böyle koparabilmektedirler. Evet, ne acıdır ki, gereksiz bir saygı ve faydasız bir terbiye anlayışının yerini, bu defa fevkalâde bir yırtıklık istila etmiştir; bu mevzuda da ifratlar tefritleri netice vermiştir.

İnsanın, “Keşke, bu mesele İslam’ın vazettiği denge çerçevesinde götürülseydi!..” diyesi geliyor. Ne var ki, çoklarının böyle bir derdi bulunmuyor..